Çocuklar ya da gençler, günlük hayatlarının büyük bir bölümünü odalarında geçirirler. Ayrıca orayı kendi hâkimiyet alanları olarak görürler. Sevinçli iken, hüzünlü iken o odada vakit geçirip, duvarlarına bakınırlar.
Orada;
Kendileriyle konuşur.
Günlüklerini yazar.
Hayat felsefelerini yansıtan müzikleri dinler.
Sevip değer verdikleri ve yerinde olmak istedikleri bazı ünlülerin resimlerini asarlar.
Kısaca orası, o çocuğun gelecek yıllarda sahip olacağı kişiliğinin bir nevi atölyesidir. O oda çocuk üzerinde en az bizim kadar etkiye sahiptir. O yüzden biz de o odalara etki etmeye gayret etmeliyiz:
Mesela:
1-Yaş ve seviyelerine göre çocuklarımızın odalarında kendilerine ait bağımsız bir kütüphane oluşturmaları için teşvik edebiliriz. Oraya, hediye ettiğimiz kitapları ve kendi harçlıkları ile aldıkları kitapları koysunlar. Çocuk, “Ben bir kütüphane sahibiyim” duygusu ile büyüsün, gelişsin. “Benim KİTABIM ve kitaplarım var” desin. Ki “kitapsız” olmasın, kitapsız büyümesin. Zira “kitapsızlar”dan neler çektiğimizi hepimiz çok iyi biliyor olmalıyız.
2-Yine bir mekân ve coğrafya bilinci oluşması için, odalarında mutlaka ama mutlaka bir TÜRKİYE ve DÜNYA haritası bulunduralım. O haritalar onlarda bir göz alışkanlığı oluştursun. Bu sayede, ilerleyen yıllarda, bir kitap okurken, bir konferans ya da ders hatta haber dinlerken nereden bahsedildiğini kavrayabilsinler.
Harita üzerinde, şehir ya da ülke bulmaca gibi ailece oynanacak oyunlar bile -ki şimdi bunların puzzle olanları da var- hem ailecek bir arada kaliteli vakit geçirmemize hem de yeryüzü ile ilgili bilgi ve tecrübemizin artmasına vesile olacaktır.
3-Her insanda birilerini örnek alma, taklit etme eğilimi mevcuttur. O yüzden Rabbimiz peygamberler göndermiştir ki, kullar sahte modeller peşinde harcanmasın. Onlarla anlaşarak, odalarını güzelliklerle donatmalarını sağlamalıyız. Duvarlarına, İslam’ın yerleşmesi, yayılması ve yaşanması için ömrünü, ilmini, malını ve canını adayan şahsiyetlerin, Şehidlerin, Sadıkların ve Salihlerin resimlerinden asmaları için teşvik etmeliyiz…
Hayat boşluk kabul etmez! Eğer biz bu eğilimi gerçek önder ve örneklerle yönlendirmezsek, odanın duvarları topçu, popçu veya rapçı gibi “günümüz Karun’ları”nın resimleriyle donatılacaktır. Öyle bir resim astıklarında ilk elden asla sert bir tepki vermeyelim. Demek ki bizim dışımızda bir şeyler o çocuğun dünyasında başka birilerini önemli göstermiş, hayatlarında yer edecek bir şeyler öğretmiş. Yani biraz da biz suçluyuz. O zaman biz de kimi örnek almak istiyorlarsa onu tanıyıp seveceği kitapları hemen birlikte okumaya başlayacağız. Çünkü çocuk tanımadan sevemez. Sevgiyle ve saygıyla yaklaşıp, alternatif örnek ve önderlerle tanıştırarak ve örnek alınan kişilerin insanlık hayatında ne gibi etkileri olduğunu anlatarak birlikte kararlar almalıyız.
Yukarıda, günümüz Karunları demiştim. Yoksa siz onun Hz. Musa döneminde yaşamış ve gitmiş biri olduğunu mu sanıyordunuz? Kıssası Kasas suresi 79. ayette şöyle aktarılır: “Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, "Keşke Kârûn'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir" dediler.”
İşte günümüz gençliğinin önüne de dünyevi şan, şöhret ve servetle çıkan bu sahte yıldızlar, böylesi bir hayranlıkla izleniyor ve imreniliyor. Bu anlamda günümüz gençleri, bir değil, binlerce Karun’la karşı karşıya. İşimiz çok zor. Magazin programlarında onların albenili hayatları yansıtıldıkça, “Keşke onlar gibi olsam” temennileriyle en verimli çağlar heba ediliyor. Onlar gibi olamadığı her an isyana sürüklenirken, kanaati, şükrü ve ahireti hiç gündemine bile almıyor. Bir sonraki ayet ise gerçeklerin farkında olanların olaya bakışını sergiler: “Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” derler.” (Kasas suresi, ayet, 80)
İşte duvardaki cansız bir görüntünün bile insana böylesi bir etkisi var. Madem öyle, biz de onlara, hal diliyle, yani duruşuyla, bakışıyla şu hakikati haykıracak resimlerle destek olmalıyız;
“Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı,
Tek dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı.”
Ya da;
“Ey genç Adam! Sen bu milleti tutup kaldıracaktın güya,
Nasıl da dalıvermişsin o kalkılmaz uykuya.” (Necip fazıl).
Evler, odalar öyle önemlidir ki, Firavun zulmü altında inleyen kavmini kurtarmak isteyen Musa –aleyhisselam-a Rabbimiz şu yolu göstermişti: “Musa ve kardeşine şöyle vahyettik: "Şehirde toplumunuz için bazı evleri karargah edinin; kendi evlerinizi ise ibadethaneye dönüştürerek ibadetinizi eda edin! Ve (sen ey Musa!), mü'minleri (zaferle) müjdele!" (10/ Yunus, 87)

Yorumlar
Kalan Karakter: