Farkında mıyız bilmiyorum ama toplumun üzerimizdeki yaptırımı/etkisi, sandığımızdan çok daha fazladır.
Hani üniversitede bir hocanın bunu uygulamalı olarak öğrencilerine anlattığı bir video var: Sınıfa giren hoca, hazır bulunan öğrencilere elindeki “yeşil” dosyayı gösterip rengini soruyor. Sınıftakiler hep birlikte “yeşil” olduğunu söyleyince; “evet” diyor “ama az sonra derse geç giren olursa -ki her zaman mutlaka olur- bu soruya “kırmızı” cevabını vereceksiniz.”
Anlaşma tamamlandıktan sonra, gerçekten de tahmin edildiği üzere derse geç kalan biri oluyor. Hoca plan gereği tek tek öğrencilere “yeşil” dosyayı gösterip rengini soruyor. Cevaplar sonradan gelen öğrencinin afallamasına sebep olacak şekilde hep “kırmızı”dır. Artık sıra aynı sorunun kendisine sorulmasına gelmiştir; “Dosya hangi renk?”
Çaktırmadan acaba ne desem endişesiyle hem etrafına bakan hem de şaşkınlığın zirvesini yaşayan öğrenci, mecburen “yeşil” olan dosya rengini, tüm sınıfın verdiği cevabın baskısıyla “kırmızı” olarak söylüyor.
İşte bu, üzerimizdeki toplum baskısının, kolektif gidişatın, çevresel etkinin, mahalle baskısının, el alem ne der, düşüncesinin etkisidir.
Buna hepimiz günlük yaşayışımızda mecburen maruz kalıyoruz. Hatta sıradan bir çarşı turunda bile, hiç fark etmediğimiz bir kumpasa gelebiliriz. Örneğin, bir iş yerine girip-çıkan ya da bir pazar tezgahının önüne yığılan belli yoğunluktaki bir kalabalık bizi de oraya çekmiyor mu? Bir bakmışız biz de oradayız. -ki bunu bazen uyanık esnafların kendileri bile ayarlayabiliyormuş-. Bu, kalabalığın birey üzerindeki etkisini kullanarak, tereddütlü olan müstakbel müşterileri kendi peronlarına yanaştırma operasyonudur. Hatırlıyor musunuz, bir ara yağ stokları tükeniyor diye bir manipülasyon yapılmıştı da herkes marketlerde yağ reyonlarına hücum etmişti.
Bu durum sadece çarşı pazarda değil, fikirlerimize güvenme, onları dile getirip savuma, inancımızı görünür kılma durumlarında bile geçerlidir.
Amerikan hapishanelerinde manevi rehberlik hizmeti veren Bilgin Erdoğan, bir röportajında diyordu ki; “Adi suçlardan içeriye giren biri, uzun bir süreden sonra, kendisiyle barışmış, maddi-manevi sorumluluklarının farkına varmış olduğunu itiraf etmişti. Bunun sebebini sorduğumda, “gerekli gereksiz gündemlerle (reklam, haber değeri olmayan haberler, medyatik yönlendirmeler gibi) meşgul edildiği için, dışarda bu kadar kendisi ile baş başa kalamadığını, tefekkür edemediğini, dolayısı ile varoluş amacını kavrayacak bir fırsatı olmadığını; oysa içerde, daha bir yalnızlaşıp, iç yolculuk yapabildiğini, sonuçta da bazı şeylerin daha iyi farkına varabildiğini söylemişti.”
Burada görüldüğü gibi, kendimizi bulma, kendimiz olma, kişiliğimizi inşa etme noktasında bile toplum bizi olumlu ya da olumsuz yönde kesinlikle etkiler.
Çünkü bireyler topluma karşı daha savunmasızdır. Yanlış da olsa “yığınlar” tarafından kabul görmüş kurallar, eylemler ve söylemler karşısında yalnız kalır.
İşte tam da burada “Toplum zindanı” dediğimiz kavram devreye giriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: