İnsan bir konuyu, bir davayı, bir ideolojiyi ya da bir inancı ilk kavradığı zaman, onu kendisinden başka kimse bilmiyor gibi hisseder. İçini öyle bir heyecan kaplar ki, kıpır kıpır yerinde duramaz olur. O bildiklerini ve keşfettiklerini hemen diğer insanlara ulaştırmak ister. İster ki bu hakikatleri diğer insanlar da bilsin, kendisiyle aynı heyecanı duysun, aynı kıpırtıyı onlar da yaşasın. Böylece dünya değişsin, güzelliklerle dolsun.
Karşısındaki insanların kendisi hakkında ne dediklerine ve ne düşündüklerine aldırmaksızın karşılaştığı herkese biteviye anlatmaya koyulur derdini. Bu heyecanın müthiş bir enerjisi ve cazibesi vardır. Tamamen samimiyetten kaynaklanan bu cazibe insanları kendine çekmekte geç kalmaz. O, yeni insanlara ulaşmanın, o insanların gözündeki ışıltıların yansımasının etkisiyle bitimsiz bir motivasyon kazanır ve durmadan yoluna devam etmek ister.
Aradan yıllar geçer…
Yaş kemale ermeye başlar. Bizim hızlı dava adamı bu süreçte sert kayalara da toslar, ilgisiz bakışlara da muhatap olur. Bazen kendisinin bildiklerinden birçok insanın da haberi olduğunu fark eder. “Herkes cahil değilmiş” diye düşünür. Bazen tartışmalara girer, bazen yalanlanır, bazen cevapsız kaldığı olur, bazen anlaşılmadığı olur, bazen yanlış anlaşıldığı olur…
Bütün bunlar, onu şöyle hafiften bir duraksatır. Bir muhasebeye sokar. Ödediği bedeller gelir aklına. Dost bildiklerinin yalnız bırakışı gelir sonra. Dünyevileşme dersen ister istemez bir sarmaşık gibi sarmaya başlar ayaklarından. Zira hayat şartları, aile sorumluluğu, büyüyen çocuklar, alacaklar-verecekler sert bir duvar gibi dikilmiştir yolunun ortasına.
Evet, bütün bunlar hayatın gerçekleri.
Ve dava adamının imtihanının çetrefilleştiği noktadır burası.
Şimdi ne yapacak?
Aynaya her baktığında “evet dünyayı ben kurtaracağım” diyen o cevval adam, şimdi aynadaki yorgun yüzüne bakıp; “Senden olmaz ooğlum, bırak bu işleri. Hem bak kendin bile kendi davana eskisi kadar bağlı değilsin, hayatında bir sürü yamuk var. Kendini kurtardın mı ki sıra dünyaya gelsin”mi diyecek,
Yoksa; “Bak koçum! Hayat seni biraz yıpratmış olabilir, şeytan ve dostları heyecanından, hayatından bir şeyler kopartmış olabilir. Hayat yolculuğun iniş-çıkışlarla dolmuş olabilir. Ama madem ömür denen sermaye hala elinden alınmamış, nefes alıp veriyorsun, o halde eski heyecanın kırıntılarını yeniden ara. Düş yola. Vur ayağını yere. Daha gidilecek yepyeni coğrafyalar, dokunulacak yepyeni yürekler var” deyip silkinecek mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: