Önceki iki yazımızda, “Bir İnsan Allah’a Kulluktan Neden Kaçar?” sorusunun peşine düşmüş, ilk üç gerekçeyi sıralamıştık. Devam edelim:
4- Din Adına Yapılan Yanlış Davranışlara Şahid Olduğu İçin:
Bu tipler ikiye ayrılır:
Tip 1: Şöyle bir uyanıklık sergilerler; Zaten bunlar her hâlükârda Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirmek istemeMEktedir. Ama içten içe de bir rahatsızlık duymaktadır. Çünkü fıtratın ve vicdanın sesi öyle kolay susturulamaz. İşte bu noktada onlara bir bahane gereklidir -ki vicdanlarına sus payı olsun-. Aranmaya başlarlar…
Hah… Bak işte orda bir din adamı var. Kendisinden olağanüstü bir mükemmellik beklenmektedir. Ne dersen sineye çekecek, hangi yanlışı yaparsan yap katlanacak, sen söveceksin o sabredecek, senin her halini hoş görecek, bir yanağına vurunca öbürünü dönecek… Öfkesi, duruşu, vakarı olmayacak, sesi yükselmeyecek…
Bir gün kendi işlediği hatalar, lüzumsuzluklar, hadsizlikler yüzünden, din adamından beklemediği bir davranışla karşılaşıyor ve “tamam” diyor. Aradığını bulmuştur. “İşte bak. Bir de hocayım, din adamıyım diye geçinir. Başlarım böyle dine, böyle hocaya…” sonra bunu ballandıra ballandıra her karşısına çıkana anlatmak için sabırsızlanır. “Ben neden namaz kılmıyom, dinden neden soğudum biliyon mu?” yollu sorularla mevzuyu kanatıp, içindeki kinleri dökmeye başlar.
Dindar bir komşunun ihlal ettiği bir hak, sakallı bir esnafın yaptığı bir hata, başörtülü birinin sergilediği iffet dışı bir eylem (ki bunlar genellikle örtülü çıplak olan “süslüman”lardır), namaz kılan bir arkadaşının/tanıdığının onca yılda bir kere sözünde durmaması… vb.
Tüm bunları “bir Müslüman yapmaz/yapamaz” diyemeyiz ama elbette “tüm bunları bir Müslüman yapmamalı” diyebiliriz. Hata hatadır.
Fakat burada bizi ilgilendiren kısım, kulluktan kaçacak yer arayan uyanıkların bunlara, -aslında içten içe bir insani noksan olduğunu bildikleri halde- mal bulmuş mağribi gibi sarılmalarıdır. Hatta ömürleri, içlerini rahatlatacak, şeytanın uydusu olmalarını kutlamalarına vesile olacak böylesi örnekleri bir casus gibi aramakla ve araştırmakla geçer. Buldukları her örnek de hem kendilerini hem de etki alanlarına girenleri yavaş yavaş, -mış gibi bir dindarlığın gölgesinde (biz de Müslümanız canııım), bal gibi bir din düşmanlığında süründürür. Artık geldiği nokta münafıklıktır.
-Tabi ki formasyon eksikliğinden dolayı din eğitiminde yapılan yanlışları görmezden gelmek mümkün değil. Dinin maksat ve maslahatını anlayamayan, dinin insan için olduğu bilincine eremeyen, çağı okuyup ona göre bir dil üretemeyen anlayışların faturası çok ağır oldu, biliyorum.-
Bunlara Kur’an’ın; “Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır. Bu yalancılıklarından dolayı onlara can yakıcı bir azap vardır.” (2/10) ve “Onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı satın almışlardır. Bu ticaretlerinde bir kazanç yoktur. Ve doğru yolu bulamamışlardır” (2/16) kuralları geçerlidir.
Ama bilenlerin üzerindeki iyiliği yayma, kötülüğü önleme sorumluluğu ve “Rahman” kaynaklı merhameti gereği; anlaşılmaya, arındırılmaya ve aydınlatılmaya muhtaçtırlar. Daha çok kendileri sorumludur.
-Tip 2’ den devam edeceğiz.-
Yorumlar
Kalan Karakter: